Merkez Bankasının Ekonomideki Yeri

Merkez bankasını, ekonominin belki de en önemli aktörüdür. Ekonomi üzerindeki gücü hükümetten daha fazla olabilir. Fiyatlardan tutun da iş olanakları yaratılmasına, gelirlere varıncaya kadar her şeyi sıkı sıkıya düzenleyecek güce sahiptir. Çoğu ülkede merkez bankasının, bir devlet kurumu olmasına rağmen görevlerini yaparken, nüfusun geniş kesimine karşı (hatta hükümete karşı bile) doğrudan herhangi bir şekilde hesap verme sorumluluğu yoktur.

İngiltere Merkez Bankası gibi ilk merkez bankaları, ulusal hükümetlere bankacılık ve kredi hizmetleri sunmak amacıyla kapitalizmin ilk zamanlarında Avrupa’da kurulmuştu. 20. Yüzyılda, kısmen özel bankacılık sisteminde karşılaşılan sorunlara yanıt olarak merkez bankalarının rolleri giderek arttı. Merkez bankalarına yeni görevler verildi: Özel banka kredilerini denetleme, özellikle riskli olan bankacılık faaliyetlerine sınırlamalar getirme, kriz ve panik dönemlerinde müdahale edip bankaların iflas etmesini engellemek için acil krediler sağlama gibi. Bu rolünden dolayı merkez bankalarına “son kredi mercii” denir.

Özel finansın kuralsızlaştırılmasıyla birlikte merkez bankalarının bu denetleyici işlevi son zamanlarda önemini yitirdi. Ancak merkez bankaları, kriz zamanlarında hala harekete geçmeye hazırdır. Özellikle kriz dönemlerinde ve krize giden süreçte merkez bankalarının ekonominin “hararetini” ayarlama rolü, günümüzde özel bankaları düzenleme rolünden daha önemli hale gelmiştir.

Merkez bankası, para politikasından sorumludur. Büyümeyi ve istihdam artışını canlandırmak ya da bastırmak için faiz oranlarını (kimi zaman da diğer politika araçlarını) kullanır. Düşük faiz oranları, ekonomini pek çok sektöründe kredi yaratılmasını ve harcamaları canlandırır; konut inşaatı ve inşaat sektörü, otomobiller ve tüketicilerin satın aldıkları diğer önemli mallar, iş dünyası yatırımları, hatta ihracat (düşük faiz oranları ülkenin döviz kurunu düşürerek dış satışların artmasını sağlar) bunlar arasında yer alır. Yüksek faiz oranları tam tersi etki yapar.

Merkez bankaları, finans sisteminde gerçekleşen günlük denkleştirme ve muhasebecilik işlemlerinin bir parçası olarak özel bankalara sağladıkları kısa vadeli kredilerin faiz oranlarını doğrudan kontrol eder. Buna karşılık özel bankalar, konut ipoteklerinden iş dünyasına açtıkları kredilere kadar her şey için müşterilerinden isteyecekleri ücretleri tespit ederken bu faiz oranını kendilerine kılavuz alırlar. Tabii, bu noktada bankalar faiz oranına kendi kar marjlarını da eklerler. Merkez bankasının belirlediği faiz oranlarını finans dünyasının geneli için çok önemli bir belirleyici unsurdur.

Faiz oranlarının ekonomik büyüme üzerindeki etkisi görece yavaş hissedilir Faiz oranlarındaki bir değişikliğin harcamalar üzerindeki etkisini tam olarak göstermesi iki yılı bulabilir. Ayrıca, tüketici ya da yatırımcı duyarlılığında değişiklikler, döviz kurları, vergiler ve devlet harcamalar gibi başlıca etkenler de para politikasının etkisini zayıflatabilir, hatta tamamen etkisiz hale getirebilir. Ne yazık ki, faiz oranları aynı zamanda oldukça kör bir alettir: Belirli bölgelere ya da belirli sektörlere özgü koşulları ya da sorunları hesaba katamayan bir politika aracıdır.
Buna rağmen faiz oranları, merkez bankasının ekonominin genel seyrini etkileyebildiği güçlü bir araçtır. Merkez bankacıların ekonomiye dair görüşlerini, farklı ekonomik hedefler için belirledikleri öncelik sıralamasını (enflasyonu, işsizlik, yoksulluk ve diğer ekonomik sorunlardan daha önemli görmelerini) ve toplumun farklı kesimlerinin etkisine ne ölçüde duyarlı olduklarını yansıtır. Merkez bankasının bir öncelik sıralaması olması, onları siyaseten taraf kılmaz. Kimi zaman hükümetler, politik duruşlarından taviz vererek merkez bankasının çizgisine eklemlenirken, kimi zaman da merkez bankaları önceliklerini değiştirerek hükümet politikasına uyum sağlar. Burada kurumların politika uyumları ve konumları, ekonominin gidişatı için oldukça önemlidir.

Merkez bankalarının tarafsız yapısı serbest piyasa için olmaz olmaz bir kriterdir. Merkez bankasının tarafsız olmadığı kanısı, ülke ekonomisinin bozulması için yeterli bir sebep teşkil edebilir. Bir üstte bahsi geçen kurumların uyumu ve konumu bu noktada çok büyük önem arz eder. Merkez bankaları, çeşitli sebep ve araçlarla hükümetlerin güdümüne girerse, tarafsızlığını yitirir.

Merkez bankaları ile hükümetlerin en çok zıtlaştıkları husus faiz oranlarıdır. Hükümetlerin çoğu faiz oranlarının arttırılmasıni istemez. Faiz yükseldikçe büyüme ve istihdam azalacaktır. Politikacılar, bu iki olgunun hesabını siyaseten halka vermekte zorlanır. Bu nedenle, faiz artışına sıcak bakmazlar. Teknokratlardan oluşan merkez bankaları ise, çok çeşitli ekonomik parametreler uyarınca faiz artışına karar verir.
Çeşitli örneklerde olduğu gibi hükümetler bazen merkez bankasının faiz artışını çeşitli zor ve baskı araçları kullanarak engeller. Faiz dizginlerken, büyümeyi ve istihdamı sürdürmek isterler. Hükümetlerin bu politik uğraşları son raddede işe yaramayıp büyüme ve istihdamı istenilen seviyeye çekmediği gibi zamanla piyasa daha yüksek faiz artışlarını zorunlu kılar. Bu gibi durumların yaşanmaması için ekonomistlerin genel tavsiyesi ve arzusu, para politikalarında merkez bankasının tarafsız kılınması ve hükümetlerin faiz artışlarını gerektirmeyecek piyasa koşullarının oluşmasını sağlamak için çalışmalarıdır.

Yorum Yazın

E-mail adresiniz yayınlanmayacaktır. İşaretli alanların doldurulması zorunludur. *

Şu HTML etkiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>