Rahip Gitti Kavga Bitti (mi)

Rahip Brunson’ın İzmir’de yargılandığı mahkeme tarafından tahliye edilmesi ve tahliyenin ardından Trump’ın ve Erdoğan’ın karşılıklı twitleri üzerine toplumda ve özellikle piyasalarda Amerika ile ilişkiler eski iyi seyrine geri dönecek kanısı oluştu. Ekonomimizde yaşanan çalkantıların sebebi olarak ABD ile bozulan ilişkileri görüyoruz. Evet, bu sebeplerden biri. Fakat tek sebebi bu değil.

Ekonomimizdeki çalkantının birçok sebebi vardı. Bunlardan biri Türkiye’nin de aralarında bulunduğu gelişmekte olan ülkelerde risk iştahının (yatırımcının risk almaya yönelik eğiliminin) düşmeye başlamasıdır. İkinci sebep; Türkiye’nin “farklı” bir ekonomi politikası izlemesidir. Bu farklılık döviz kurundaki hareketliliğe ve enflasyona rağmen düşük faiz stratejisinde ve enflasyonla topyekûn mücadele programında olduğu gibi birtakım imece usulü ekonomik planlarda görülebilmektedir. Bir diğer sebep, Türkiye’deki özel sektörün devasa dış borcuydu. Bu dış borç, döviz kurlarındaki yükseliş ve dalgalanmayla birlikte alarm seviyesine ulaştı. Zamanla bankalara da sirayet etmeye başlayan bu dış borç sorunu, finansal problemlere yol açmakta.

Bu temel sebeplere rağmen özellikle Temmuz 2018’den bu yana ekonomideki krizin esas sebebi olarak rahip Brunson davası gösterildi. Fakat daha önemlisi özellikle yabancı yatırımcı, ABD ile bu tip konularda daha önceden çekişen Rusya ve İran gibi ülkelere neler olduğunu gördü. Her iki ülkede finans piyasalarından dışlanmış vaziyette. Haliyle yatırımcı, Türkiye’nin de Brunson davasıyla birlikte böyle bir çekişmenin içine girdiğini gördü ve yatırımlardan vazgeçti, erteledi veya durdurdu. Zira Brunson davası devam etseydi, muhtemelen Türkiye’ye geçmişte Rusya ve İran’a olduğu gibi birtakım ekonomik yaptırımların gelmesi olasıydı. Haliyle Türkiye’ye yapılmış yatırımlar riske girecekti.

Rahip Brunson’ın serbest kalmasının ardından yatırımcıların bu korkusu azaldığı gibi piyasalarda da bir rahatlama görüldü. Dolar ilk defa kararlı bir şekilde 6’nın altına indi. Fakat ABD ile ilişkiler ve Türkiye’nin ekonomik durumunun bu halde olmasının tek ve ana sebebi olarak Brunson davasını görmek yanlış olacaktır. Trump’ın tavırları ve Ankara’nın ekonomi politikaları da farklı birer sebep olarak karşımıza çıkıyor.

Peki, bu kavga ne zaman bitecek ve Türkiye ekonomik olarak ne zaman derin bir oh çekecek? Brunson davası ilişkiler arasındaki gerilimi azaltmak üzere güzel ve gerekli bir hamleydi. Şimdi sıra ABD’de. ABD’nin de benzer bir jest yapması ilişkileri ısıtacaktır ve muhtemelen bu jest Halkbank soruşturması olacaktır. Bu soruşturmanın kapatılması veya küçük bir ceza ile sonlandırılması ilişkileri eski seyrine sokabilir. ABD ile ilişkilerin eski seyrine dönebilmesi, ekonomimiz için oldukça hayati. Şu anki gerilimde yabancı yatırımcının düşünebildiği tek şey “Türkiye’ye yaptırım gelir mi?” Brunson’un serbest kalmasıyla bir nebze rahatlayan finans odakları, şimdi Halkbank hakkındaki kararı bekliyor.

Böyle bir yaptırım her yıl yaklaşık 180 milyar $ dış borç bularak finansal çevrimleri sağlayabilen özel sektör için yıkıcı bir etki yaratacaktır ve artık dışarıdan borç bulabilmeyi çok zorlaştıracaktır. ABD, Halkbank konusunda Türkiye lehine bir adım atmazsa Brunson davası sürecinde gördüğümüz ekonomik darboğazı alenen olmasa da fiilen yine yaşamamız çok olası.

ABD ile ilişkilerin gergin olmasının elbette sebepleri, Brunson davası ve Halkbank olayı değildi. Terörist ele başı Fethullah Gülen’in iade talebinin reddi ve hatta kendisi hakkında soruşturma dahi açılmamış olması ve Suriye’deki politik, askeri gerilimler asıl iki sebep olarak gösterilebilir. Yine bir NATO üyesi olarak Rusya’dan s-400 alma niyetimiz ve ABD’nin F-35’leri vermeme konusunda ısrarı ilişkileri geren iki başka olay.

Tüm bu sebeplerin haricinde ilişkileri zorlayan bir diğer çok önemli husus da İran’a karşı yaptırımlar meselesi. Kasım ayının ilk haftasında ABD, İran’a karşı yeni bir yaptırım paketi devreye sokacak. Bu yaptırımlara göre, İran ile enerji alışverişi yapan ve bu alışverişte dolar kullanan herkes Amerikan kanunlarına göre suçlu ilan edilecek ve haklarında yaptırım uygulanacak, finans sisteminde dışlanacaklar. Tabii bu yaptırımlar henüz açıklanmadan evvel Türkiye, Çin, Rusya, Hindistan ve AB bu yaptırımlara uymayacağını açıkladı. Her ne kadar hükümetler yaptırımlara uymayacaklarını açıklamış olsa da ilgili alışverişte yer alan ülkelerin şirketleri yaptırımlara uyacağını teker teker açıklamaya başladı. Dolayısıyla, hükümetler kameraların önünde yaptırıma hayır derken, perdenin arkasında yaptırımlara boyun eğmekte. Bunun sebebi çok net ve tartışmasız; finansal sistemi yöneten ülke ABD. Her ne kadar hükümetler çatışsa da özel sektör Amerikan yaptırımlarından çekiniyor.

ABD için İran’a yaptırımlar konusunda Türkiye çok önemli bir konumda. Şayet Türkiye bu yaptırımlara uymazsa yaptırımların hiçbir önemi kalmaz ve tıpkı Rıza Sarraf’ta olduğu gibi yaptırımlar delik deşik edilebilir ve dahası AB’nin İran ile ticaretinde Türkiye taşeronlaşabilir.

Peki Türkiye bu yaptırımlar karşısında ne yapabilir? Yaptırımlara rağmen ABD’yi memnun etmek mümkün mü? Yaptırımlar doğalgazı kapsamıyor. Doğalgaz alışverişi dolar ile yapılmadığı müddetçe mümkün. Bu konuda taraflar takas yoluyla veya yerli parayla alışveriş yoluna gidebilir. Dahası İran’dan petrol alan tek kuruluş var; Tüpraş. Tüpraş ise özel bir kuruluş. Petrolü istediği yerden alıp almamak da özgür. Dolayısıyla, hükümetin bu konuda bir izahatı söz konusu olamaz. Ki ABD ile yakın ilişkileri malum Koç ailesinin şirketi olan Tüpraş’ın yaptırımlara rağmen İran’dan petrol almayacağını öngörmek çok zor olmayacaktır.

Türkiye’nin yaptırımlara rağmen İran ile enerji ticaretinde elinde çok fazla materyali olmamakla birlikte ne etliye ne sütlüye karışmayarak iki tarafı da memnun edebilmesi mümkün. Son zamanlarda yerel paralarla ticaret konusunda uzlaşı, en azından teorik olarak bu konuda anlaşılmış olması önemli. Alışverişte takas biraz daha zorlu olacaktır ve uzun vadede sürdürülemeyecektir.

Yerel para ile ticaret, sadece İran ile değil; Rusya ve Çin ile de böyle bir girişim söz konusu. Bu çabalar nasıl sonuçlanır veya yerli para ile ticaret ne denli mümkün, bu bir başka yazımızın konusu. Bu yazımızı bitirmeden evvel Türkiye’nin içinde bulunduğu ekonomik krizde ABD ile ilişkilerde yaşadığı gerilimlerin büyük pay sahibi olduğunu söylemeliyiz. Bu yazımızda ilişkileri geren sebepleri ortaya koyduk. Bu sebepler, kısmen veya tamamen ortadan kaldırılmadığı müddetçe bahsi geçen krizin devam edeceği öngörülebilir.

Yorum Yazın

E-mail adresiniz yayınlanmayacaktır. İşaretli alanların doldurulması zorunludur. *

Şu HTML etkiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>