Venezuela Neden Krize Girdi, Şu An Ne Durumda ve Krizden Nasıl Çıkabilir?

Bu yazımızda, sahip olduğu potansiyeli itibariyle çok daha iyi yerleri hakederken adeta sürünen ve amiyane tabirle varlık içinde yokluğu yaşayan Venezuela’yı konu ediniyoruz. Bu yazımızda son dönemde oldukça yükselen ve içinden çıkılmaz bir hale gelen krizden bahsedeceğiz. Venezuela nasıl bu duruma geldi, en önemli etmenler nelerdi, önümüzdeki döneme ilişkin çözüme dair neler yapılıyor ve uzmanların görüşleri neler? Tüm bunlardan yazımızda bahsedeceğiz.

Ciddi bir petrol rezervinin üzerinde oturan ülkenin böyle vahim bir kriz içerisinde olması ve bunu çözememesine bakalım. Özellikle 1998’den sonra, yani Chavez’in başkan olmasından sonra, aslında ilk yıllar hiç fena değildi. Chavez’in oldukça popülist politikaları vardı. Gelir dağılımını düzeltme, yoksulluğu azaltma gibi çalışmaları oldu. Bunlar halk tarafından da olumlu karşılanmıştı. Fakat devam eden yıllarda özellikle fiyat kontrollerinin artması, Chavez’in petrol politikası ve enerji sektöründeki şirketlere yönelik tutumu, artan yoksulluk gibi birtakım hususlarla finansal zorluklar arttı. Zaman içerisinde hükümet ciddi bir krizle yüz yüze geldi. Chavez sonrasında başkan olan Maduro, yüksek enflasyon ile yüksek işsizliğe sahip, yoksulluk ve yolsuzlukla mücadele eden bir ülkeyi devraldı. Maduro döneminde, ekonominin toparlanması bir yana daha da derinleşen bir krizin içerisinde bulunduğu görülmektedir.

Venezuela şu an sorunlar ülkesi. Maduro yönetiminin özel sektör ile problemi var, özellikle enerji ve gıda sektörüyle. Batı’yla siyasi problemleri var, özellikle ABD ile. Başkan Trump’ın, Kolombiya’dan Venezuela’ya müdahale etmesini istediği dedikoduları konuşuluyor. ABD de Venezuela’ya bu denli takmış vaziyette. Yine ülkede kıtlık, açlık ve tüm tüketim kalemlerinde yokluk sorunu var. Tabii yine krizle birlikte artan suç oranları ve kitlesel göçler de görülmekte.

Venezuela’da ise, asıl suçlu hükümet gibi gözüküyor. Maduro yönetimi, ekonomik gidişattan Batı’yı suçlayarak uzun bir süre krizi kabullenmedi. Bu gecikme, krize ilişkin çözümlerin üretilememesine neden oldu.

Krizin sebeplerine bakılacak olursa, ilk olarak petrole bakılması gerekir. Çünkü, petrol Venezuela’nın en büyük gelir kaynağı ve can damarı. 1960’larda 2.5 milyon varilin üzerinde üretim yapan Venezuela, dönemin en çok petrol üreten ülkesiydi. Bu rakam yıllar içerisinde 3.8 milyona yükselmişti. Fakat uygulanan yanlış politikalarla, bu altın yumurtlayan tavuğun güzel günlerinden eser kalmamış gibi gözüküyor. Bunda Chavez’in bazı uygulamalarının payı çok etkili olmuştur. Bu yanlış uygulamalara petrol piyasasındaki bazı kırılmalarda eklenince, petrol tarafında işler zorlaştı.

Venezuela 300 milyar varil ile dünyanın kanıtlanmış en büyük petrol rezervine sahip ülkesi. Bu, şu an OPEC’i yönlendiren Suudi Arabistan’ın sahip olduğu rezervden bile daha büyük bir kapasite. Ancak maalesef varlık içerisinde yokluk çeken bir ülke Venezuela. Böyle bir rezerv olmasına rağmen bunu kullanamıyor ve paraya dönüştüremiyorlar.

Ülke idaresinde birtakım uygulama hatalarının olduğunu söylemiştik. Chavez 1998’de başkan seçildikten sonra, 2001 yılında ülke içerisindeki rafinelerin tümünü devlete bağladı. Bu da yabancı yatırımcının hoşuna gitmedi ve yatırım planlarını alt üst etti. Bundan bir yıl sonra ülkenin petrol devi olan PDVSA şirketinin işçileri greve gittiler. Bu şirket devletindi ve bir yıl önce tüm sektör şirketleri PDVSA’ya bağlı olduğundan grev sektörde hızla etki yarattı ve büyüdü. Bu grev karşısında Chavez geri adım atmadı ve 19 bin işçiyi işten çıkardı. Bu da yetmedi ve takip eden yıllarda Chavez, ülke içerisinde varlık gösteren yabancı şirketlerin operasyonel çoğunluk paylarını da PDVSA’ya aktardı. Yani ilgili yabancı şirketleri kamunun kontrolüne geçti. Haliyle bu durumda her ne kadar devletin gelirlerini arttırmak amacıyla yapılmış olsa da yabancı yatırımcıları kaçırmakla sonuçlandı. Yabancı yatırımcıların kaçmış olması operasyonel anlamda da sektöre ciddi bir sekte vurdu.

Devam eden yıllarda, 2014 yılında, Maduro döneminde petrol fiyatlarındaki düşüşle sıkıntılar ağırlaşmaya başladı. Bu fiyatlardaki düşüş Venezuela petrol sektörüne sert bir darbe vurdu. Ülke para biriminin değeri çakıldı. Enflasyon, hiperenflasyona dönüştü. Bu noktadan sonra ülkede gıda ve ilaç kıtlığının yaşanmaya başladığı görülmektedir.

Döviz rezervleri azalınca ithal edilen ürünlere ulaşmak gittikçe zorlaşmaya ve ürünler de pahalılaşmaya başladı. Ürünlerin fiyatlarında her ay iki kat artış görüldü. Geliri halihazırda düşük olan Venezuela halkının temel ihtiyaçlarına bile erişmesinin güçleştiği görüldü. Sağlık hizmetlerine erişmekte de aynı durum yaşandı. Dolayısıyla, halkın sosyoekonomik hayatında temel ihtiyaçlarını karşılamada ciddi sorunları var.

Bu konuda yoksulluk, gelir dağılımındaki adaletsizlik gibi noktalarla birlikte suç oranlarının da arttığı görülüyor. Venezuela, dünyadaki cinayet oranının en yüksek olduğu ikinci ülke haline geldi. Yine halkın %70’nin en az bir kere soyulduğu ve dörtte birinin en az bir kere saldırıya uğradığı tespit edildi. Son bir yılda ithalat %50 daralmış vaziyette ve halkın %90’ını yoksulluk içerisinde yaşıyor.

Tüm bunları bir araya koyduğumuzda karşımıza oldukça mutsuz bir halk ve elindeki varlığı değerlendiremeyen bir hükümet var. Bir de üstüne üstlük tüm bunlarla beraber petrol piyasasındaki gelişmelerle birlikte ortaya çıkmış bir hiperenflasyon.

2016 yılında %800’lük bir enflasyon vardı. Bu yıl için beklenen enflasyon %1.000.000 oranında. Dolayısıyla, bahsi geçen hiperenflasyon görülmemiş düzeyde. Tüm bu rakamlara rağmen Maduro yönetimi halen Batı’yı suçluyor. Bu suçlamalara rağmen reçete halen aynı; yapısal reformlara gidilmeli ve petrol sektörü yeniden düzenlenmeli.

ABD ile sıkıntılara gelecek olursak; hem AB hem ABD, Maduro’yı bir diktatör olarak görüyor ve ticareti kısıtlamış vaziyette. Halihazırda ABD zaten Venezuela’ya çok yönlü bir ambargo uygulamakta. Fakat ilginç bir husus; ABD, petrolünün %10’unu halen Venezuela’dan alıyor. Ülkenin en büyük petrol müşterisi ABD. Bu da Venezuela dosyasının ironik tarafı.

Venezuela’nın dış borcu ise, 105 milyar dolar. Döviz rezervi ise, 10 milyar dolar dolaylarında. Peki, Venezuela ABD ile arası kötü, AB ile arası kötüyken parayı nereden bulacak? Batı’dan bağımsızlaşma gayretinde olan Venezuela, Batı ülkelerinden doğan boşluğun yerine Rusya ve Çin’i koydu. Hem de Batı ülkeleriyle yaptığı anlaşmalardan elde ettiği koşullardan çok daha kötü koşullara razı gelerek. Çin’in 2007 yılından bu yana Venezuela’ya 50 milyar dolarlık desteği oldu. Bunun yarısı petrol olarak Çin’e geri ödedi. Chavez döneminde Rusya’dan 11 milyar dolarlık silah satın alındı. Bunun karşılığında ise, Venezuela, ABD’deki rafinerisindeki paylarını Rusya’ya ipotek etti. Buradaki ilginç nokta ise, Venezuela bu borcu ödeyemezse, Rusya’nın ABD’de nur topu gibi bir rafinerisi olacak. Rusya ile ABD arasındaki ilişkiler malumunuz. Bu nokta piyasalar ve uluslararası ilişkiler için tedirgin edici.

Petrol krizi ve borçların ardından Venezuela’nın bir diğer sorunu, konut krizi. 2000’li yılların başında konut krizinin patladığı Venezuela’da, yeterince konut olmadığı için yoksul insanlar kendi konutlarını kendileri inşa etmeye başladı. Bu konutlar beraberinde yapısal riskler içeriyordu. Yıllar içerisinde yaşanan kıtlıkla birlikte inşaat malzemelerine ulaşılamaz oldu ve konut krizi derinleşti. Türkiye ile Venezuela arasında TOKİ anlaşmaları gerçekleşti. Türkiye konut yapacak; Venezuela petrol verecekti. Fakat bu sorun çözülemedi ve anlaşma kağıt üstünde kaldı.

Peki, Venezuela bu kadar sıkıntının içerisinde ne yapmaya çalışıyor? Venezuela’nın en çok eleştirilen noktası kriz karşısında hiçbir şey yapmıyor olmasıydı. Maduro yönetiminin bu tutumu değişmedi. Yapısal reformlar için adımlar atılacağı söyleniyor fakat bir eylem planı yok. Bolivar’dan beş sıfır atıldı. IMF’e göre bu hareket krizin daha da derinleşmesine sebep olabilir. Bir de kripto para meselesi var. Venezuela, Petro isimli kripto paraya geçmeyi düşünüyor. Petro coin, 5 kasımda satışa sunulacak. Petro coin, kripto para piyasalarının hakim coinleri olan Bitcoin ve Etherium ile alınabileceği gibi dolar ve petrol ile de alınacak. Maduro kendisinden oldukça emin bir şekilde “Onlar bizim fiyatlarımızı dolarize etti, ben de fiyatları ve ücretleri petrolize edeceğim.” diyor. Maduro’nun coin hesabına göre, bir petro 60 dolara sabitlenecek ve asgari ücret de yarım petroya yükseltecek. Ortalama bir dolarlık gelire sahip Venezuela için oldukça yüksek bir rakam. Fakat kripto piyasalarda da tıpkı para piyasaları gibi güven çok önemli bir unsur. Venezuela’nın kendi para birimi olan Bolivar’ı yönetmeyle ilgili güvensizlik, kripto paranın yönetimine dair güvensizliğe neden oluyor. DolayısIyla, petro da bolivar ile aynı kaderi paylaşabilir. Bu husus sebebiyle, petro coin projesinin hüsrana dönebileceği konuşuluyor.

Tüm bunları toparlamak gerekirse, petro coin projesi hüsrana dönüşmese dahi sorunlara genel bir çözüm olması çok zor. Bununla birlikte, yapısal reformların yapılması, Batı ülkeleri ile ilişkilerin düzeltilmesi gerekli. Yapısal reformlar bir ihtimal mümkün olsa da Maduro yönetiminin Batı ile ilişkilerini düzeltebilmesi pek mümkün gözükmüyor. Bu sebeple, Maduro ve yönetimi sorunun çözümü değil; sorunun kendisi haline dönüşmüş durumda. Hal böyleyken darbe, devrim veya askeri müdahale gibi olağandışı bir durum yaşanmadığı müddetçe Venezuela’da bir düzelme beklenmiyor.

Son yıllarda ülke olarak aramızın oldukça iyi olduğu Venezuela, petrol piyasaları için kritik bir öneme sahip. Bu sebeple, Venezuela’yı takip etmekte fayda var. Bir de bunun üzerine 5 kasımda yapılacak olan Petro coinin alım satıma açılması söz konusu. Kripto piyasalar için de önemli bir etki yaratabilecek olan bu coini takip edeceğiz ve vakti geldiğinde içeriklerimizde diğer kripto coinlerle birlikte ele alacağız.

Yorum Yazın

E-mail adresiniz yayınlanmayacaktır. İşaretli alanların doldurulması zorunludur. *

Şu HTML etkiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>